Bundan iki sene önce birisi gelip de bana “Bahar, iki sene sonra anne olacaksın.” dese buna güler geçerdim. O zamanki ruh halim ile şimdinin alakası yok :)

Nitekim geçen sene eşimle çocuk yapma kararı aldığımızda gerçekten kafamda çelişkiler vardı, ama gerek yaşımın ilerliyor oluşu gerekse çocukları sevmemden dolayı anneliğin üstesinden gelebileceğimi düşünüyordum. Artık bu sorumluluktan kaçmamam gerektiğini ve buna yavaş yavaş hazır olduğumu hissediyordum.

Ve beklentimiz gerçekleşti, ocak 2016’da hamile olduğumu öğrendim. Benim için hayatım boyunca yaşayacağım en heyecan verici deneyim olacağını biliyordum. İçimde bir canlı büyüyecek ve benim bir parçam olacaktı. Gerçekten de hamileliğimin tüm zamanlarını sevdim.  İlk üç ayı çok hatırlamıyorum, çünkü çoğu zaman uyudum. İşten eve gelir gelmez bazen yemek yiyemediğimi hatırlıyorum. Direkt koltukta uyuyakalıyordum ve gece yarısı eşimin uyandırmasıyla yatağa geçiyordum. Yaklaşık üç ayım böyle geçti. Sonra bir oğlum olacağını öğrendim, her ne kadar kız olmasını beklediysem de oğlum olması fikrine çabucak alıştım. Dördüncü aydan sonra biraz daha rahatladım derken bu sefer başıma gebelik şekeri çıktı. Her ne kadar yediklerime dikkat ettiysem de sanırım genetik olarak şeker potansiyelim vardı ve bundan sonra yediklerime ekstra dikkat etmem gerekiyordu.

Gerçekten ince eledim ve yediklerime aşırı derecede dikkat ederek gebelik şekerini kontrol altına aldım. Son üç ayım aşırı sıcaklara denk geldi, 32. haftada izne çıkmamla birlikte sıcağa eşlik eden sırt ağrılarım ile son üç ayım ,ilk üç ayımdan daha zorlu geçti diyebilirim. Yine de tüm bunlara rağmen Toprak ilk tekmesini attığı andan itibaren onun nasıl bir bebek olacağı hakkında sürekli hayaller kurdum. Onu çok sevdim ve bunu her fırsatta ona söyledim. Evet, karnımdaki minik Toprak ile hep konuştum ben. Ona şarkılar söyledim, masallar okudum, sanki kucağımdaymışçasına okşadım, sevdim onu. O da bana tekmeleri ile karşılık verdi hep. Bağlandık birbirimize, Toprak dünyaya gelip de buluşacağımız anı iple çektik.

Sonunda 38. hafta gelip çattı. O hafta sonunda doktorum doğumu başlatmak istediğini söyledi. Çünkü artık Toprak karnımda gelişmiyordu ve dışarıda gelişmeye devam etmesi gerekiyordu. Bunun yapısal bir sorun olduğunu ve benim yaptığım herhangi bir şey ile alakası olmadığını söyledi doktorum. Ve ben inanamamış bir halde “yani doğum çantamla mı gelmem gerekiyor?” diye sormuştum doktoruma. O da “evet, doğum olacak :) ” diye yanıtladı beni. O hafta kurban bayramının bittiği günün ertesi günü yani 16 Eylül’de Toprak gelecekti. Heyecanım 10 kat arttı.O hafta üç kere NST’ye girmemi istedi doktorum, yani bayramda da hastaneye kontrole gidecektim.

Hamileliğimin başından beri normal doğum istiyordum, ama şartlar el vermez ise bunu zorlamayacaktım. Önemli olan ikimizin sağlıydı. En iyisi neyse o olmalıydı, ama içimden keşke suni sancıyla başlamasak da Toprak kendi gelmek istese diye düşünmeden edemiyordum. Bu arada 14 Eylül günü de Can ile evlilik yıldönümümüzdü. O gün de kontrole gitmem gerekiyordu. Artık sırt ağrılarım iyice artmıştı ve gezemez olmuştum. Can ile konuşup akşam eve yakın bir yerde yemek yemeye karar verdik. Öncesinde ise hastaneye NST’ye gittik. Bu kısım her ne kadar çoooooooooook uzun olsa da bu anları kendime saklayıp kısa keseceğim, o gün 11 gibi hastaneye gittik ve bana 2.5 cm açılmam olduğunu ve doğumun başladığını söylediler ve 15 Eylül gece 00:57’de Toprak dünyaya geldi. Normal doğum oldu, eskiler nasıl doğurduysa öyle doğurdum. Epiduralsiz, acıyla, terle. Ve her anını sevdim. Çünkü her anında anneliğin ne kadar zor ve değerli olduğunu tekrar tekrar hissettim. Ve her anında Can yanımdaydı. Birlikte nefes alıp verdik. Doğumda da yanımdaydı, gerçekten doğum koçum oldu Can. Bu konuda ne kadar şanslı olduğumu anlatamam. Sonuç olarak miniğim dünyaya geldi ve kollarımdaydı artık. Bunun tarifini yapmak çok zor. Dünyanın en güzel duygusunu yaşıyordum.

Taa ki lohusalık denen tüm hormonların insanı allak bulak ettiği o döneme girene dek. Hayatımda böyle kötü zaman geçirmedim sanırım. Kötü ve zor. İlk 40 gün annelikten nefret ettim, gerçek bu. Elimde değildi, hormonlarım o kadar alt üst etti ki beni, herşey benim için çok zordu. Konuşmak, gülmek, uyumak, uyanmak… Hayatımın ekseninde Toprak vardı ve tüm zamanımı alıyordu. Onu anlamaya ve ona yetmeye çalışıyordum. Onu anlamam çok zordu, çünkü hayatımda ilk kez bebek bakıyordum ve Toprak kendini anlatmak için tek bir şey yapıyordu, sürekli ağlıyordu. Anne karnındaki iletişimimiz bitmişti. Toprak bu dünyaya gelmenin korkusu içindeydi ve sürekli bana ihtiyaç duyuyordu. Ona tüm sevgimi ve ilgimi verdim. Bu beni aşırı yıprattı, uykusuzluğa alışmam çok zor oldu. Okuldan mezun olur olmaz bir işe girdim,kendi paramı kazandım. Kimseye bağımlı olmadım ve özgürlüğüme hep düşkün oldum. Karşılıklı anlayış ve saygı ile evliliğimde de bu özgürlüğümü sürdürdüm. Ama şimdi bana bağımlı ve benden hep ilgi bekleyen kanım canım vardı. Özgürlüğüm elimden alınmıştı hem de sonsuza dek. Hep bunu düşündürdü bana lohusalık. Bu süreçte sürekli annemi düşündüm ve onun ne kadar fedakar olduğunu bir kez daha ve bu kez çok güçlü biçimde anladım.

Çoğunlukla instagram’da takip ettiğim veya rastladığım hesapların çoğu anneliğin toz pembe tarafını gösteriyordu. Kendime yakın bulduğum tek hesap sanırım blogcuanne oldu. Ve okuduğum kitaplardan özellikle Tracy Hogg’un yazmış olduğu Yeni Annelere Mucize Çözümler Toprak’ı çok daha iyi anlamamı sağladı. Beni daha iyi hissettirdi. Hem Toprak bu dünyaya alışmaya başladı hem de ben de bebeğimle ilgilenmeye, onun tüm ihtiyaçlarını karşılamaya alışmaya başladım. Ağlamalarını anlamlandırmayı öğrendim.Şimdi lohusalıktaki hiçbir negatif düşünceye sahip değilim ve anne olmayı gerçekten çok seviyorum.

Bu noktada anne olmayı düşünen kişiler eğer bu yazımı okuyorlarsa, lohusalık dönemi bir annenin hayatında yaşayabileceği en çetin tecrübe olabilir. En stresli işlerde çalışan anne adayları bile lohusalık dönemini geçirdikten sonra beni anlayacaklar. Burada önemli olan çelik gibi sinirlere sahip olmak ve bu dönemin gerçekten geçeceğini bilmek. Hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor. İnsanlar ne söylese size batıyor. Sonuç olarak geçti bitti ve ben bu satırları yazabiliyorum. İşte minik Toprak ile maceram bu şekilde başladı ve devam ediyor. 2016 sanırım hayatımda yaşadığım ilkler ile hafızamda sonsuza dek yer edecek. Bu sene dünyadaki ve ülkemdeki tüm umutsuzluklara rağmen Toprak’ın sıcaklığı ile içimi ısıtan bir sene oldu. Anne olmanın gerçek anlamını keşfettim ve öğrenmeye devam ediyorum, Toprak ile birlikte bambaşka bir insan olarak büyümeye devam edeceğim.

Annelik