Son birkaç aydır sürdürülebilir yaşam kitapları basan sinek sekiz yayın evinin kitaplarını takip ediyorum ve okumaya çalışıyorum. Okuduklarımdan biri de okulsuz büyümek.

Kitabın başlığına ve kabına bakacak olursanız “okulsuz eğitim, kırsalda yaşamak, doğa ile bağ kurmak ve yaşarken öğrenmek hakkında sıradışı bir ebeveynlik macerası” şeklinde bir açıklaması var. Benim kitabı alırken en çok merak ettiğim konu,okulsuz eğitim kısmıydı. Tabii ki Türkiye’de bunu gerçekleştirmek imkansız,yaşadığımız hayat şartlarını da düşünecek olduğumuzda okulsuz eğitim bana pek göz kırpmıyordu. Ama bu deneyimi ilk elden yaşayan bir aileden bunun nasıl birşey olduğunu öğrenmeyi istedim.

Kitabı okumaya başladığımda ve sonrasında bir çok yerde notlar tuttuğumu farkettim.Bu kitabın okulsuz eğitimi uygulamasam da, ebeveynlik tutumları açısından bana çok şey kattığını gördüm ve bunu yazıya dökmek istedim.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitabın ana teması , çocukların birinin öğretmesine ihtiyaç duymadan kendi kendilerine öğrenme ve keşfetme yeteneğine sahip olduklarını vurgulamak üzerine. Bu keşif ve öğrenme yeteneği ne kadar köreltilmez ise çocuklar o kadar yaratıcı oluyor. Böylece basmakalıp bilgiler ile büyümek yerine kendi keşifleri ile daha iyi ve kalıcı bir şekilde öğreniyorlar. Bunu da kitabın aşağıdaki satırlarında çok iyi anladım :

Bir çocuğun fantezisinin veya uçuk bir isteğinin gerçek bir şeyler yaratması için nasıl fırsatlar sunduğunu gördüm. Fin beş yaşındayken hayatta en çok istediği şey bir mantar tabancasıydı. Haftalarca ona mazeret uydurduk. Biz geciktirdikçe onun arzusu daha da alevlendi. Onun mantar tabancasına sahip olmasını istemediğimizden değil de kısa bir süre sonra çöpe atılacak plastik bir oyuncak almak istemediğimizden satın almadık. Böylece Penny mantar tabancasının nasıl yapılacağını araştırmaya ve bunun öğretici bir anne-oğul projesine dönüşebileceğini öngörerek yavaş yavaş gerekli malzemeleri toparlamaya başladı.

Ertesi sabah Penny ustalığı ve sorun çözme yeteneği ile oğlumuzu şaşırtmadan önce acayip bir şey oldu. Fin elinde bir aletle yalpalayarak eve girdi. Tasarladığı ve hızlıca yaptığı mantar tabancasını bize doğru sallayarak “Bakın ne yaptım!” diye bağırdı. Penny ve ben şaşkınlıktan dilimizi yutmuş gibiydik. Bizden hiçbir yardım almadan ve hatta youtube’dan konuyla ilgili hiçbir video izlemeden, beş yaşındaki oğlumuz bir mantar tabancası tasarlamış ve yapmıştı. Dahası bu lanet şey çalışıyordu da! Elbette basitti, bir şişe mantarını bir borunun içine sığacak şekilde küçültmüş ve bakır borunun ucuna sokmuştu. Basit ya da değil, çalışıyordu. Tıpa uçuyordu.

Kim bilir kaç defa çocuklarımızın yeteneklerini hafife aldık! Kim bilir kaç defa bizden istediklerini öylece veriverdik, keşfetme dürtülerinde , hayal etme ve yaratma yeteneklerinde , başarısız olma veya başarma süreçlerinde kısa devreye neden olduk. Bu bizde artık geçmişe oranla daha seyrek yaşanıyor, ama bu kadarı bile korkunç. Bir arkadaşımın kendi çocuklarının sınırlı boyama etkinliklerinden ibaret resim dersleri hakkındaki yorumunu hatırladım şimdi; “Hayal kurmak için pek alan bırakmıyorlar.” demişti. Bu yorumu duyduğumda irkilmiştim çünkü hayal en çok yer açılması gereken şeydi.

Bunun dışında çocuklara erken yaşta sorumluluk ve güven duygusu aşılandığında , bunu ne kadar büyük bir istek ve dikkat ile gerçekleştirdiklerini anlatan bir bölüm de var. Tabii ki verdikleri örnek kendi şartlarına göre normal fakat bizler de yaşadığımız çevrede, evimizde çocuklarımıza belirli sorumluluklar vererek ve sonuçlarını görmelerini sağlayarak, tamamlamayı başaramasalar bile vazgeçmemeleri gerektiğini görmelerini sağlayabiliriz. Ve sonunda bir gün bu işi başardıklarındaki mutluluğu onlarla paylaşabiliriz.

Tehlikeli olsun ya da olmasın, çocukların biz ebeveynleri izleyerek birşeyler öğrendikleri kesin. Tabii ki çocuklarımızı tehlikelerden korumalıyız, fakat öncelikle bu konuda onlarla konuşmamız ve belirli bir bilinç oluşturmalarını sağlamamız gerekiyor. Çocuklar anlamaz demeyin, öyle güzel anlıyorlar ki. Yeter ki onlarla konuşun. Sonrasında kitapta da belirtildiği gibi bazı işleri sizden bile dikkatli yaptıklarını göreceksiniz.

Çocuklarımın benim en çok ne yapmama ihtiyaçları var? Onların kendileri olmalarına engel olmamama ihtiyaçları var.

Yine takipte olun, fakat onların işine karışmadan, bir sorun olduğunda sizden yardım isteyecekleri mesafede.

Tabii ki okulsuz eğitim ile ilgili temel bilgiler ve amaçları kitabın başında ve ortalarında anlatılıyor. Fakat bunlar temel bilgi düzeyinde kalmış durumda. Bu kitabı okuduktan sonra gidip belirli kavramları ve metodolojileri araştırmak gerekiyor.
Bunlar dışında daha pek çok fikri kitabın satır aralarında bulacaksınız.

Son olarak;

Bazen zamanı geri alsak nasıl olurdu diye merak ediyorum. Gerçek varoluş nedenimizi kontrol ve güvenlikle ilgili değil, teslimiyetle ilgili olarak görsek dünya nasıl bir yer olurdu? Korkularımız ve güvensizliğimizle ilgili değil, neyin olası olduğuna dair algımızla ve herkesin hayal ettiği dünyayı inşa edebilme yeteneğine sahip olduğuna dair inancımızla ilgili olarak görsek ? Ve eylemlerimizin hayalini kurduğumuz dünyayı yansıtacağını bilsek; ta ki hayal gerçeğe dönene kadar… Doğaya zarar verdiğimizde kendimize de verdiğimizi anlasak ya da anlamayı göze alabilsek? Başkalarına zarar verdiğimizde kendimize de verdiğimizi görebilsek ?

Ya bütün mesele mümkün olan her şeyi bilmek değil de mümkün olan her şeyi hissedebilmek ise? Peki ya kendimize her gün hava nasıl olursa olsun – yağmurlu, güneşli, karlı, sıcak ya da soğuk- küçük veya büyük, düz veya kıvrımlı, yapraklı ya da yapraksız bir ağaç bulmaya söz vermiş olsak? Ve sırtımızı en az on dakika gövdesine dayayıp otursak? Ağacın nefesini duyabileceğimiz öğretilmiş olsa bize? Ve bunu gerçekten yapabiliyor olsak?

Ve son olarak: Bunu çocuklarımıza da öğretsek dünya nasıl bir yer olurdu?

Okulsuz büyümek ve bu tarz sürdürülebilir yaşam kitaplarını sinek sekiz yayın evinin web sitesinden satın alabilirsiniz.

Edebiyat